MAKİNALAR

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE FOTOĞRAF MAKİNALARI
Fotoğraf Makinesinin tarihi
Fotoğraf Makinesinin geçmişi
Dün ve Bugün fotoğraf makinesi

1300 yıllarında objektifsiz "Camera Obscura" Araplar tarafından (İbn-El Haitham ve Kamaladdın) ortaya çıkarılmıştır Ancak Rönesans döneminde ressamlar, resimde perspektife başvurmaya başlayınca Camera Obscura'yı (karanlık kutu) kullanmışlardır 1452-1517 yıllarında yaşayan Leonardo da Vinci, fotoğrafla da ilgilenmiş ve camera obscura'nın tanımını yapmıştır Aynı zamanda görüntü oluşumunun insan gözünde de meydana geldiğini açıklamıştır Leonardo da Vinci "Camera Obscura"yı yani karanlık kutunun genel prensibini şöyle tanımlamıştır: "Dışarıda duran cisimler öndeki yüzeye delinmiş olan küçük bir delikten karşı duvara ters görüntüler şeklinde yansımaktadır "

1550 yılında Nürnbergli Cardan, küp biçimindeki kameranın önündeki deliğe ufak bir cam küre yerleştirmiştir Kısa bir süre sonra İngiliz bilgin Newton, cam küre yerine mercek kullanarak bugünkü kameranın ilk adımını atmıştır

1568'de Johann Zahn, Wurzburg'da optik ile ilgili bir kitap yayınlamış ve Obscura hakkında açıklamalar yapmıştır Bu Camera Obscura; bir mercek, netliği ayarlayan hareketli bir tüp ve görüntüyü ters olarak yansıtan bir aynadan oluşmaktadır

1795 yılından sonra Nicephore Niepce fotoğraf alanında yeni deneyler geliştirdi Litografi ile ilgilenerek taşın üzerine çizilen herhangi bir resmin görünmesini sağlayacak derecede şeffaf maddeleri taş üzerine uyguladı Bu yöntemle 1822 yılında asfalt tabaka ile kaplanmış bir cam plaka üzerine Papa VII Plus'u gösteren resmi çizmiştir Niepce, deneylerine devam ederek 1826 yılında evinin penceresinden çatısını dünyanın kalıcı ilk fotoğrafik görüntüsünü çekti Bu işleme "Heliografi" yani "güneş yazısı" adını verdi Niepce bu yıllarda Fransız mucit Daguerre ile birlikte çalışmaya başladı Birlikte geliştirdikleri aygıt ile ışık kaynağı bol olan hareketsiz ve yakın objelerin fotoğraflarını 4 dakika gibi kısa sürede çekebiliyorlardı Niepce 1833 yılında ölünce Daguerre, çalışmalarına yalnız devam etti ve 1837 yılında kamerada film yerine iyot buharına tutulmuş parlak yüzeyli bir gümüş levha kullandı Pozlanan bu levhayı da civa buharında banyo ederek bir cismin görüntüsünü elde etmeyi başardı Bu icadına "Daguerreotype" adını verdi Daguerre'in bu çalışması Fransız Bilimler Akademisi tarafından 19 Ağustos 1839 tarihinde onaylandı ve fotoğraf, resmen bir buluş olarak ilan edildi

1841 yılında Çekoslovak Josef Max Petzval, bir daguerreotype aygıtı yaptı Tümü metalden yapılan bu aygıt, koni biçiminde ve bir sehpa üzerindedir Aygıtın en geniş yerinde, buzlu cama bağlı ve netliği ayarlayan bir mercek bulunan Daguerreotype idi Netlik ayarlandıktan sonra karanlık odada, buzlu camın yerine içinde duyarlı tabaka bulunan kaset konulmaktaydı Üzerinde ışığı 16 kez daha güçlü geçiren bir çift mercek vardı ve bu sayede poz süresi kısaltılmıştı Aynı yıl İngiliz William Henry Fox Talbot, modern fotoğrafa yönelik çalışmalar yapmış ve negatif-pozitif tekniğini bularak fotoğrafta yeni bir dönemin başlamasını sağlamıştır Talbot, manzara ve anıt görüntülerini "Camera Lucida" aracılığıyla çizmeyi denemiştir Yine 1841 yılında ilk kez elde taşınabilen küçük kamera Voiglander tarafından yapılmıştır 1858 yılından itibaren de istenilen negatif boyutlarına göre kamera yapımına başlanmıştır Örneğin; Thurston Thompson, VIII Henry'nin sarayındaki Raphael'in eskizlerinin büyük reprodüksiyonlarını çekebilmek için 360 x 90 cm boyutlarında bir kamera yapmıştır O dönemde agrandisman baskı yerine kontakt baskı (1/1 kopya) yapılıyordu Bu nedenle istenilen negatife göre de kamera yapılıyordu Örneğin; George Lawrence Chicago ve Alton demiryolu şirketine ait yeni bir yolcu treninin fotoğrafını çekebilmek için özel bir kamera yapmıştır Bu kameranın yapımında 160 kg çimento, 150 m ağaç kullanılmıştı Toplam ağırlığı 409 kg olan bu kamera odak uzaklığı 168 cm biri geniş açılı, diğeri odak uzaklığı 300 cm olan iki objektife sahipti

1871 yılında Amerikalı Eastman Kodak, "Kodak" adını verdiği, film ile çalışan ilk kamerayı yapmış ve film olarak da selüloit şerit kullanmıştır 1874 yılında Pierre Jules Cesar, kısa zamanda çok sayıda fotoğraf çekebilen bir kamera geliştirmiş ve bu kamera daha sonraki yıllarda sinematografinin doğmasına neden olmuştur 1880 yılından sonra kameraların boyutlarında büyük ölçüde değişiklikler yapılmıştır Daha önceki yıllarda yapılan büyük ölçüdeki kameralar yerine "dedektif kameralar" denilen şapka, baston, dürbün ve tabancaların içine sığabilecek kadar küçük boyutlarda yapılmış ve kullanılmıştır

1890 yılında 9 x 12 cm Linhoff kamera yapılmıştır Bu kameranın özelliği, objektifinin içerisinde bir enstantenenin bulunması ve standart aksesuara sahip oluşu, bunların gerektiğinde değiştirilebilmesidir 1892 yılında Londe ve Dessoudeix, üstten bakılabilen spiegelreflex kamerayı yapmışlardır 1911'de Voiglander, tamamen metalden körüklü bir kamera yapmıştır 1925 yılında Oscar Barnack, 24 x 36 mm lik kamerayı yaptı ve aynı yıllarda Kodak da renkli filmini ortaya çıkardı

1947 yılında Mr Land polaroid makinayı icat etti Daha sonraki yıllarda ise kamera teknolojisindeki gelişmeler, fotoğraf ve teknoloji işbirliği ile daha üst düzeylere götürülmüş, mikroskobik çalışmalar, uzay fotoğrafçılığı, sualtı fotoğrafçılığı gibi özel alanlar geliştirilmiş, çok daha detaylı bir fotoğraf tekniği oluşturulmuştur Daguerre'in daha o tarihte hareketli körükle donatılmış kübik kutusu, optiğin ve kimyanın gelişimine uydu; bütün parçaları gerekli bütün işlemlere cevap verecek biçimde kusursuzlaştı 19 yüzyılın sonlarında fotoğraf makinaları ve merceklerde büyük ilerlemeler sağlandı 20 yüzyılın başından itibaren de en büyük gelişme renkler ve merceklerde oldu Gelişen mercekler sayesinde görülebilen -ve hatta görülemeyen- herşeyin fotoğrafını çekmek mümkün oldu Bu merceklerle ortaboy ve küçük fotoğraf makinaları seri üretimlerle piyasaya sunuldu Bu gelişmeler sonucu elverişli bütün ışıklarda fotoğraf çekimi kolaylaştı Fotoğraf makinalarının boyutlarının küçülmesi ile birlikte filmler de rahatça harcanabilecek kadar ucuzladı

Fotoğraf, 1839 yılında birdenbire ortaya çıkmış bir buluş değildir Birçok araştırmacının yüzyıllar süren çalışmalarının bir sonucudur Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında toplumların sosyal ve ekonomik düzeylerinin artması, burjuvazinin ve aristokrasinin kendi görüntülerini ölümsüzleştirmek istekleri, görülenin duyarlı bir yüzey üzerine geçirilmesi ve çoğaltılmasında yeni yollar aranmasını zorunlu kılmıştır Bu zorunlulukla birlikte kimya ve optik alanında çalışanlar araştırmalarını birleştirmiş ve aralarında ortaklıklar kurarak fotoğrafın gelişimini hızlandırmışlardır

19 yüzyıl bir keşifler yüzyılı olarak kabul edilmektedir Fotoğraf teknolojisindeki temel ve en önemli buluşlar da bu yüzyılda gerçekleşmiştir 1950'lerden itibaren Japon makinalarının dünyayı sarması, 1960'larda renkli fotoğrafın yaygınlaşması, 1970'lerden itibaren de baskı sistemleri ve labaratuvarların gelişmesi, 1980'lerde elektroniğin gelişimi ve fotoğrafta uygulanması, fotoğrafı kitlelere yayan dönüm noktalarıdır İçinde olduğumuz son dönüm noktası ise bilgisayar teknolojisi ile birlikte dijital fotoğraf çağına giriştir Tüm bunlara bakılarak fotoğrafın bir teknoloji olarak değerinin gözardı edilmemesi gerekir Fotoğraf, gelişmenin sürmesi ve daha da hızlanabilmesi için gerekli teknolojik bilgidir Günümüzde bu işlevini tüm görkemi ile sürdürmektedir Elektormanyetik specturum içerisinde sadece küçücük bir alanı görmemizi sağlayan insan gözünün yerini, specturumun en kısa ve en uzun dalga boylarında varolan, gözle görülemeyen şeyleri görülebilir hale getiren fotoğraf almıştır Görülemeyecek kadar küçük veya hızlı nesneler, erişilemeyen uzaklıklar ve katmanlar, atmosferdeki ve tüm evrendeki değişiklikler hep fotoğraf sayesinde "görülebilir" olmuştur Bu nedenle bilimsel bir alan olan fotoğraf, biyolojiden uzay bilimine, coğrafi oluşumlardan arkeolojiye, antropolojiden sanayileşmenin sonuçlarına kadar birçok konuda bilimin yanında olmuştur Yaşamın bütün alanlarında vazgeçilmez olan fotoğraf nedeniyle makina ve aksesuarlarındaki teknik gelişmelerde kaçınılmaz olmuş ve fotoğraf makinaları çeşitli formatlarda kulanıcılara sunulmuştur

Fotoğraf makinası, daire biçiminde ters bir görüntünün oluştuğu bir karanlık odadır. Görüntü, tepe noktası ön kısmında açılmış bir delik üzerinde yer alan ışıklı koninin tabanında bulunur. "Objektif" denilen bu delik, bir mercekle ya da bir mercek takımıyla donatılmıştır. Karanlık odanın dip kısmı, "buzlu cam" kapsayan bir şasiden meydana gelir. Çekilecek konunun görüntüsü bu cam üzerine düşürülerek netliği ayarlanır ve çekim sırasında burası duyarlı yüzeyle kaplanır.
1300 yıllarında objektifsiz "Camera Obscura" Araplar tarafından (İbn-El Haitham ve Kamaladdın) ortaya çıkarılmıştır. Ancak Rönesans döneminde ressamlar, resimde perspektife başvurmaya başlayınca Camera Obscura'yı (karanlık kutu) kullanmışlardır. 1452-1517 yıllarında yaşayan Leonardo da Vinci, fotoğrafla da ilgilenmiş ve camera obscura'nın tanımını yapmıştır. Aynı zamanda görüntü oluşumunun insan gözünde de meydana geldiğini açıklamıştır. Leonardo da Vinci "Camera Obscura"yı yani karanlık kutunun genel prensibini şöyle tanımlamıştır: "Dışarıda duran cisimler öndeki yüzeye delinmiş olan küçük bir delikten karşı duvara ters görüntüler şeklinde yansımaktadır."<
1550 yılında Nürnbergli Cardan, küp biçimindeki kameranın önündeki deliğe ufak bir cam küre yerleştirmiştir. Kısa bir süre sonra İngiliz bilgin Newton, cam küre yerine mercek kullanarak bugünkü kameranın ilk adımını atmıştır.
1568'de Johann Zahn, Wurzburg'da optik ile ilgili bir kitap yayınlamış ve Obscura hakkında açıklamalar yapmıştır. Bu Camera Obscura; bir mercek, netliği ayarlayan hareketli bir tüp ve görüntüyü ters olarak yansıtan bir aynadan oluşmaktadır.
1795 yılından sonra Nicephore Niepce fotoğraf alanında yeni deneyler geliştirdi. Litografi ile ilgilenerek taşın üzerine çizilen herhangi bir resmin görünmesini sağlayacak derecede şeffaf maddeleri taş üzerine uyguladı. Bu yöntemle 1822 yılında asfalt tabaka ile kaplanmış bir cam plaka üzerine Papa VII. Plus'u gösteren resmi çizmiştir. Niepce, deneylerine devam ederek 1826 yılında evinin penceresinden çatısını dünyanın kalıcı ilk fotoğrafik görüntüsünü çekti. Bu işleme "Heliografi" yani "güneş yazısı" adını verdi. Niepce bu yıllarda Fransız mucit Daguerre ile birlikte çalışmaya başladı. Birlikte geliştirdikleri aygıt ile ışık kaynağı bol olan hareketsiz ve yakın objelerin fotoğraflarını 4 dakika gibi kısa sürede çekebiliyorlardı. Niepce 1833 yılında ölünce Daguerre, çalışmalarına yalnız devam etti ve 1837 yılında kamerada film yerine iyot buharına tutulmuş parlak yüzeyli bir gümüş levha kullandı. Pozlanan bu levhayı da civa buharında banyo ederek bir cismin görüntüsünü elde etmeyi başardı. Bu icadına "Daguerreotype" adını verdi. Daguerre'in bu çalışması Fransız Bilimler Akademisi tarafından 19 Ağustos 1839 tarihinde onaylandı ve fotoğraf, resmen bir buluş olarak ilan edildi.
1841 yılında Çekoslovak Josef Max Petzval, bir daguerreotype aygıtı yaptı. Tümü metalden yapılan bu aygıt, koni biçiminde ve bir sehpa üzerindedir. Aygıtın en geniş yerinde, buzlu cama bağlı ve netliği ayarlayan bir mercek bulunan Daguerreotype idi. Netlik ayarlandıktan sonra karanlık odada, buzlu camın yerine içinde duyarlı tabaka bulunan kaset konulmaktaydı. Üzerinde ışığı 16 kez daha güçlü geçiren bir çift mercek vardı ve bu sayede poz süresi kısaltılmıştı. Aynı yıl İngiliz William Henry Fox Talbot, modern fotoğrafa yönelik çalışmalar yapmış ve negatif-pozitif tekniğini bularak fotoğrafta yeni bir dönemin başlamasını sağlamıştır. Talbot, manzara ve anıt görüntülerini "Camera Lucida" aracılığıyla çizmeyi denemiştir. Yine 1841 yılında ilk kez elde taşınabilen küçük kamera Voiglander tarafından yapılmıştır. 1858 yılından itibaren de istenilen negatif boyutlarına göre kamera yapımına başlanmıştır. Örneğin; Thurston Thompson, VIII.Henry'nin sarayındaki Raphael'in eskizlerinin büyük reprodüksiyonlarını çekebilmek için 360 x 90 cm. boyutlarında bir kamera yapmıştır. O dönemde agrandisman baskı yerine kontakt baskı (1/1 kopya) yapılıyordu. Bu nedenle istenilen negatife göre de kamera yapılıyordu. Örneğin; George Lawrence Chicago ve Alton demiryolu şirketine ait yeni bir yolcu treninin fotoğrafını çekebilmek için özel bir kamera yapmıştır. Bu kameranın yapımında 160 kg. çimento, 150 m. ağaç kullanılmıştı. Toplam ağırlığı 409 kg. olan bu kamera odak uzaklığı 168 cm. biri geniş açılı, diğeri odak uzaklığı 300 cm. olan iki objektife sahipti.
1871 yılında Amerikalı Eastman Kodak, "Kodak" adını verdiği, film ile çalışan ilk kamerayı yapmış ve film olarak da selüloit şerit kullanmıştır. 1874 yılında Pierre Jules Cesar, kısa zamanda çok sayıda fotoğraf çekebilen bir kamera geliştirmiş ve bu kamera daha sonraki yıllarda sinematografinin doğmasına neden olmuştur. 1880 yılından sonra kameraların boyutlarında büyük ölçüde değişiklikler yapılmıştır. Daha önceki yıllarda yapılan büyük ölçüdeki kameralar yerine "dedektif kameralar" denilen şapka, baston, dürbün ve tabancaların içine sığabilecek kadar küçük boyutlarda yapılmış ve kullanılmıştır.
1890 yılında 9 x 12 cm. Linhoff kamera yapılmıştır. Bu kameranın özelliği, objektifinin içerisinde bir enstantenenin bulunması ve standart aksesuara sahip oluşu, bunların gerektiğinde değiştirilebilmesidir. 1892 yılında Londe ve Dessoudeix, üstten bakılabilen spiegelreflex kamerayı yapmışlardır. 1911'de Voiglander, tamamen metalden körüklü bir kamera yapmıştır. 1925 yılında Oscar Barnack, 24 x 36 mm.lik kamerayı yaptı ve aynı yıllarda Kodak da renkli filmini ortaya çıkardı.
1947 yılında Mr. Land polaroid makinayı icat etti. Daha sonraki yıllarda ise kamera teknolojisindeki gelişmeler, fotoğraf ve teknoloji işbirliği ile daha üst düzeylere götürülmüş, mikroskobik çalışmalar, uzay fotoğrafçılığı, sualtı fotoğrafçılığı gibi özel alanlar geliştirilmiş, çok daha detaylı bir fotoğraf tekniği oluşturulmuştur. Daguerre'in daha o tarihte hareketli körükle donatılmış kübik kutusu, optiğin ve kimyanın gelişimine uydu; bütün parçaları gerekli bütün işlemlere cevap verecek biçimde kusursuzlaştı. 19. yüzyılın sonlarında fotoğraf makinaları ve merceklerde büyük ilerlemeler sağlandı. 20. yüzyılın başından itibaren de en büyük gelişme renkler ve merceklerde oldu. Gelişen mercekler sayesinde görülebilen -ve hatta görülemeyen- herşeyin fotoğrafını çekmek mümkün oldu. Bu merceklerle ortaboy ve küçük fotoğraf makinaları seri üretimlerle piyasaya sunuldu. Bu gelişmeler sonucu elverişli bütün ışıklarda fotoğraf çekimi kolaylaştı. Fotoğraf makinalarının boyutlarının küçülmesi ile birlikte filmler de rahatça harcanabilecek kadar ucuzladı.
Fotoğraf, 1839 yılında birdenbire ortaya çıkmış bir buluş değildir. Birçok araştırmacının yüzyıllar süren çalışmalarının bir sonucudur. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında toplumların sosyal ve ekonomik düzeylerinin artması, burjuvazinin ve aristokrasinin kendi görüntülerini ölümsüzleştirmek istekleri, görülenin duyarlı bir yüzey üzerine geçirilmesi ve çoğaltılmasında yeni yollar aranmasını zorunlu kılmıştır. Bu zorunlulukla birlikte kimya ve optik alanında çalışanlar araştırmalarını birleştirmiş ve aralarında ortaklıklar kurarak fotoğrafın gelişimini hızlandırmışlardır.
19. yüzyıl bir keşifler yüzyılı olarak kabul edilmektedir. Fotoğraf teknolojisindeki temel ve en önemli buluşlar da bu yüzyılda gerçekleşmiştir. 1950'lerden itibaren Japon makinalarının dünyayı sarması, 1960'larda renkli fotoğrafın yaygınlaşması, 1970'lerden itibaren de baskı sistemleri ve labaratuvarların gelişmesi, 1980'lerde elektroniğin gelişimi ve fotoğrafta uygulanması, fotoğrafı kitlelere yayan dönüm noktalarıdır. İçinde olduğumuz son dönüm noktası ise bilgisayar teknolojisi ile birlikte dijital fotoğraf çağına giriştir. Tüm bunlara bakılarak fotoğrafın bir teknoloji olarak değerinin gözardı edilmemesi gerekir. Fotoğraf, gelişmenin sürmesi ve daha da hızlanabilmesi için gerekli teknolojik bilgidir. Günümüzde bu işlevini tüm görkemi ile sürdürmektedir. Elektormanyetik specturum içerisinde sadece küçücük bir alanı görmemizi sağlayan insan gözünün yerini, specturumun en kısa ve en uzun dalga boylarında varolan, gözle görülemeyen şeyleri görülebilir hale getiren fotoğraf almıştır. Görülemeyecek kadar küçük veya hızlı nesneler, erişilemeyen uzaklıklar ve katmanlar, atmosferdeki ve tüm evrendeki değişiklikler hep fotoğraf sayesinde "görülebilir" olmuştur. Bu nedenle bilimsel bir alan olan fotoğraf, biyolojiden uzay bilimine, coğrafi oluşumlardan arkeolojiye, antropolojiden sanayileşmenin sonuçlarına kadar birçok konuda bilimin yanında olmuştur. Yaşamın bütün alanlarında vazgeçilmez olan fotoğraf nedeniyle makina ve aksesuarlarındaki teknik gelişmelerde kaçınılmaz olmuş ve fotoğraf makinaları çeşitli formatlarda kulanıcılara sunulmuştur.
Fotoğraf Makinalarının Sınıflandırılması :
Genel olarak fotoğraf makinaları; 35 mm. makinalar, refleks makinaları, compact makinalar, körüklü makinalar, minyatür makinalar, stüdyo makinaları, sualtı makinaları, polaroid makinalar, otomatik ve yarı otomatik makinalar, dijital makinalar gibi çok değişik tipte ve özelliktedir. Bu kadar çok çeşit ve özellikte olduğundan sınıflandırmak da güçtür. Ancak, boyutlarına göre, kullanılış şekil ve amaçlarına ve özelliklerine göre sınıflandırmak mümkündür. Bu sınıflandırmalar arasında en bilinen ve yaygın olanı kullandıkları film boyutlarına göre sınıflandırılmasıdır. Buna göre;
1-Büyük Boy Fotoğraf Makinaları :
Bu tip makinalar, 9 x 12, 13 x 18 cm. ve daha büyük boyutlarda tabaka film kullanan makinalardır. Büyütme olanakları sayesinde yüksek kalitede görüntü elde edilen bu makinalar stüdyolarda ve dışarıda profesyonel amaçlarla mimari, endüstri, reklam ve portre fotoğrafları çekiminde kullanılırlar. Taşınabilir ve sabit olmak üzere iki türlüdür. Ağır ve elde taşınarak kullanılmaları zor olduğundan bir sehpa üzerinde bulunmaları gerekir. Makine ve objektif arasında bir küçük körük vardır. Netlik ve perspektif ayarlamaları arka kısımdaki buzlu cam üzerinden bakılarak, körüğün yukarı-aşağı, sağa-sola hareketi sayesinde en kusursuz biçimde yapılabilir. Ortalama büyüklükte bir stüdyoda portre fotoğrafları için 35 cm., grup ve boy fotoğrafları için 15 cm. veya 20 cm. odak uzaklıklı iki objektif yeterlidir.
2-Orta Boy Fotoğraf Makinaları :
6 x 4,5 cm, 6 x 6 cm, 6 x 7 cm, 6 x 8 cm ve 6 x 9 cm. boyutlarında film kullanan fotoğraf makinalarıdır. Kendi aralarında kutu makinalar, katlanabilen makinalar, çift objektifli refleks makinalar ve tek objektifli refleks makinalar olmak üzere gruplandırılabilir. Ancak günümüzde kullanılan orta boy makinalar tek objektifli taşınabilir makinalardır. Normal objektiflerinin odak uzaklıkları 80 - 127 mm arasındadır. 45 mm.'den 360 mm.'ye kadar değişik odak uzaklıklı objektif kullanırlar. Arka kısmında bulunan film magazini değiştirilerek kullandıkları film boyutları farklı boyutlarda kullanılabilir. Kod numarası 120 olan roll film ve magazin değişimi ile plan (sheet) film de kullanılabilir. Stüdyolarda, portre fotoğraflarında, basın, reklam, endüstri fotoğrafları ve moda çekimlerinde profesyoneller ve ileri düzeydeki amatörler tarafından kullanılırlar.
3-Küçük Boy Fotoğraf Makinaları :
Bu tip makinalar, standart 24 x 36 mm. boyutlarında film kullanan makinalardır. Küçük boyutlu ve hafif olmaları, filmlerinin ucuzluğu, sonuçlarının kaliteli olması nedeniyle profesyonel ve amatör fotoğrafçılar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Yanlış bir tanımlama ile "Leica" (Layka) makine olarak bilinirler. Çünkü Leica, bu sınıfa giren makinalardan sadece birisinin markasıdır. 24 x 36 mm. ya da 35 mm.lik makina diye tanımlamak daha doğrudur. 35 mm.lik bu küçük boy fotoğraf makinalarının normal objektifi 50 mm civarındaki odak uzaklıklı objektiflerdir. Objektifleri değiştirilebilen özellikte olan makinalar, çok değişik amaçlarla kullanılabilirler. Balık gözü, geniş, normal, tele, zoom ve makro objektifler takılarak farklı odak uzaklıktaki görüntüler elde edilebilir. Çok amaçlı olarak amatör ve profesyoneller tarafından kullanılırlar.
4- Minyatür Fotoğraf Makinaları :
Gizlenebilen, kibrit kutusu büyüklüğünde ve daha küçük boyutlarda olan makinalardır. Bu sınıfa giren değişik amaçlar için üretilmiş, saat, düğme, çakmak vb. şekillerde olan tipleri vardır. Genellikle fotoğrafı çekilen kimsenin haberi olmadan fotoğrafının çekilmesi istendiğinde kullanılan makinalardır. Görüntü boyutları çok küçük olduğundan fazla büyütme olanağı vermezler. Polis, casus ve askeri amaçlar ile gizli çekim gerektiren haberler için basın mensupları tarafından kullanılırlar.
5- Polaroid Fotoğraf Makinaları :
Özel kullanım amacı olan, fotoğraf çekildikten sonra görüntüyü hemen fotoğraf olarak veren makinalardır. Gövde yapısı, obtüratör, objektif ve vizör sistemleri diğer makinalar gibidir. Ancak arka kısımları özel kasetli film bandını alacak şekildedir. Film bandının biri negatif, diğeri pozitif kağıt şerit şeklindedir. Fotoğraf çekildikten sonra makinanın kenarından pozitif ve negatif kağıtların ucu çekilir. Bu çekiliş sırasında negatif kağıt bir merdane etrafında döner ve pozitif kağıtla yüzyüze gelir. Kağıt üzerinde ince bir poşet içinde jelatin halinde banyo (develope) edici bir kimyasal madde vardır. Kağıt, dışarı çekiliş sırasında iki merdane arasından geçer ve geçerken de merdaneler arsında sıkışan poşet patlayarak içindeki banyo kimyasalı kağıt üzerinde hızla develope işlemine başlar. Yaklaşık bir dakika içerisinde görüntü oluşumu tamamlanır. Acil fotoğraf gerektiğinde, anı fotoğrafı çekiminde, 4 objektifli türleriyle dörtlü vesikalık çekiminde, reklam çekimleri için ışık ve düzenleme kontrolleri için kullanılmaktadır.
6- Dijital (Sayısal) Fotoğraf Makinaları :
Piksel çözünürlük temel ilkesi ile çalışan bilgisayar devreli fotoğraf makinalarıdır. Diğer tüm fotoğraf makinaları film kullanıp, bir dizi kimyasal develope işlemi ve agrandisör baskı işleminden sonra görüntü elde edilmesini sağlarken dijital fotoğraf makinaları ile bütün bu işlemler ortadan kaldırılmıştır. Bilgisayar teknolojisinin son yıllarda çok hızlı gelişimi doğal olarak bir teknik ürün olan fotoğraf makinalarına da girmiştir. Geleneksel fotoğraf teknikleri kısa zamanda dijital teknoloji ile tanışmış ve benimsenmiştir. Bu amaçla üretilen dijital makinalar yanısıra dijital baskı makinaları, bilgisayar fotoğraf programları, scanner denilen görüntü tarayıcıları ve printerlar dijital fotoğraf makinalarının birer parçası olmuşlardır. Zoom objektif, 1/16000 enstantene, 1/500 flaş senkronu, saniyede 4,5 kare çekim hızı, 200-400-800-1600 ASA gibi geleneksel fotoğraf makinalarında var olan özellikler yanında dijital fotoğraf için gerekli bilgisayar donanımları da bu makinaların vazgeçilmezleridir. Son birkaç yıl içinde çözünürlükleri en fazla 2.740.000 piksel iken (Nikon D 1 makina), Fuji 6.1 milyon piksel çözünürlükte yeni dijital makinasını piyasaya sunmuştur. Her geçen gün de yukarıda belirttiğimiz özellikler gelişmekte ve artmaktadır. Dijital fotoğraf makinalarında elde edilen görüntüler makina belleğinde saklanarak bir bilgisayara aktarılır. Görüntü üzerinde gerekli görülen düzeltmeler, rötuş, kontrastlık, parlaklık ve renk ayarları yapılarak printerden özel olarak üretilmiş photopaper üzerine görüntü aktarılır. Ya da makine bir aparat yardımıyla veya sadece anakartı dijital baskı makinalarına yerleştirilerek doğrudan baskı elde edilir. "Camera Obscura"nın gelişimi için yüzyıllardır yapılan çalışmanın sonucu, günümüzde dijital makinaların üretilmesini ve çok yakın gelecekte de yoğun bir şekilde kullanılacağını göstermektedir. Toplumsal değişim ve teknolojik gelişim olduğu sürece (-ki olacaktır) fotoğraf teknolojisi ve onu kullanan insanlar, özellikle de fotoğraf sanatçıları yaratıcılıklarını yeni teknolojik araçlarla daha da geliştireceklerdir.

Geçmişten günümüze dijital kameralar
Kodak Dijital Kamera (1975) 100 x 100 piksel yani 0.01 megapiksel çözünürlükte görüntü alabilen Kodak’ın 1975 yılında geliştirdiği bu kamera, bugün kullanılan makinelerin aksine oldukça büyük bir yapıya sahipti. Cihaz, görüntü kaydını ise hemen arka kısmında bulunan kasetlere aktarıyordu ve bu kasetlerin takıldığı video cihazlarında seyredilebiliyordu.
Fujix DS-1P (1989) 1989 yılında üretilen Fujix etiketli bu kamera ise 0.4 megapiksel çözünürlüğünde görüntü alabiliyordu
Dycam Model 1 (1990) 376 x 240 çözünürlüğünde (0.09 MP) görüntü alabilen Dycam Model 1’in asıl önemli özelliği ise ticari amaçla üretilen ilk dijital kamera olması… Dijital dosyaları hafıza kartına aktaran Dycam Model 1, sadece Japonya’da satışa sunulmuştu
Kodak Dijital Kamera Sistemi (1991) 1320 x 1035 çözünürlüğünde görüntü alabilen Kodak Dijital Kamera Sistemi (1.3 MP), 1991 yılında kullanıcılara sunulmuştu.
Kodak DCS200 (1992) 1524 X 1012 piksel görüntü alabilen (1.5 MP) Kodak DCS200’ün üretimine 1991 yılında başlanmıştı. Ürünün fiyatı ise dudak uçuklatıyordu: 20 bin dolar
Apple QuickTake 100 (1994) 640 x 480 çözünürlüğünde görüntü alabilen (0.3 MP) cihaz, 1994 yılında kullanıcıların karşısına çıkmıştı
Kodak DC40 (1995) 756 x 504 piksel (0.38 MP) çözünürlüğünde çekim yapabilen cihaz, 24-bit renk derinliğinde görüntü alabiliyordu.
Casio QV-10 (1995) Çözünürlüğü: 320 x 240 (0.07 MP)
Kodak DC25 (1996) Tüketicilere yönelik ilk dijital kamera olarak da nitelendirilebilecek Kodak DC25, diğer makinelerden farklı olarak ön yüzünde LCD ekran barındırıyordu ve objektife yansıyan görüntü bu ekrandan izlenebiliyordu. Bu cihaz, aynı zamanda CompactFlash hafıza kartını kullanan ilk dijital kameraydı. Çözünürlüğü: 493 x 373 (
Olympus Deltis VC-1100 (1994) Çözünürlüğü 768 x 576 (0.44 MP)
Nikon Coolpix 100 (1996) Çözünürlüğü: 512 x 480 (0.24 MP)
Ricoh RDC1 (1995) Çözünürlüğü: 768 x 576 (0.44 MP)
Sony Digital Mavica FD5 (1997) Bu makineyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliği, hafıza olarak 3.5 inç’lik disketleri kullanmasıydı. Çözünürlüğü: 640 x 480 (0.3 MP)
Sony Mavica CD1000 (2000) Bu cihazda ise ilk kez depolama biri olarak CD-R diskler kullanılıyordu. Çözünürlüğü: 1600 x 1200 (1.92 MP)
Nikon D1 (1999) 1999 yılında üretilen Nikon D1, Canon EOS D30 ile birlikte üretilen ilk dijital SLR kameraydı. D1’in çözünürlüğü ise 2000 x 1312 pikseldi (2.62 MP).
Canon EOS Digital Rebel D300 (2003) Canon’un EOS Digital Rebel D300 model cihazı, 1000 doların altında bulunabilen ilk SLR dijital SLR dijital kameraydı. Cihazın çözünürlüğü ise 3072 x 2048 pikseldi (6.29 MP).
Nikon D3X (2008) Nikon’un profesyonel fotoğrafçılara hitap eden üst seviye bir dijital SLR makinesi olan D3x’in çözünürlüğü 6048 x 4032 pikseldi (24.38 MP). Canon’un aynı kulvarda olan cihazının modeli ise EOS-1Ds Mark III…
Günümüzün Dijital Fotoğraf Makinelerine Gelirken…
Hepimiz son model dijital fotoğraf makinelerinin çağında yaşıyoruz. Otomatik odaklamalar, gülen yüz tesbiti, yüksek ISO performansı gibi birçok teknolojik imkan var. Peki bunlar yokken ne vardı? Bu yazımızda dijital fotoğraf makinelerinin günümüze kadar olan gelişimini bulacaksınız.

1963 – Çektiğiniz fotoğrafı anında görmenizi sağlayan ilk ürün ‘Polaroid Instant Color Film’ adıyla Polaroid tarafından tanıtıldı ve bugün dijital makinelerle anında sonuç almanın ilk atası ortaya çıkmış oldu.
1969 – Willard Boyle ve George Smith CCD’nin temel tasarım prensiplerini belirleyip basit yapısını tasarladılar. Dijital fotoğrafçılık için atılan bu ilk adım öylesine önemliydi ki bu sene yani 2009 yılında Nobel ödülü aldılar.
1970 – Bell laboratuvarlarında dünyanın ilk CCD kullanan katı-hal depolamalı video kamerası geliştirildi.

1971 – Intel dünyanın ilk tek yongalı mikroişlemcisini, Intel 4004, tanıttı (2250 transistör içermekteydi). Her türlü elektronik alanında olduğu gibi günümüzde kullandığımız dijital makinelerin de bu kadar yetenekli olmalarında çok büyük pay sahibi olan bu mikroişlemciler çok büyük hızla gelişmeye hala da devam etmekteler.
1973 – 100X100 piksellik ilk ticari CCD Fairchild Imaging tarafından geliştirildi ve satışa sunuldu.
1975 – Kodak tarafından 0.01MP’lik ilk CCD kamera prototipi geliştirildi. CCD’nin bir fotoğrafı çekebilmesi için 23 saniye pozlanması gerekiyordu ve oldukça cüsseli olan cihaz kaydı dijital kasete yapmaktaydı. Henüz gündelik kullanıma hazır değildi ama o günler de çok da uzakta değildi. Bu arada…

1976 – …Canon dünyanın bütünleşik mikroişlemcisine sahip ilk 35m fotoğraf makinasını (Canon AE1) geliştirdi. Dijital fotoğraf ekipmanları üzerinde araştırma geliştirme çalışmaları devam ederken mikroişlemcilerin filmli fotoğraf makineleri ile evlilikleri başlamıştı. Şüphesiz ki bu geleceğin DSLR fotoğraf makineleri için daha hazır bir sistemin sunulması için önemli bir hamleydi.
1976 – Fairchild Imaging, 1973′de geliştirdiği CCD ile ilk ticari CCD kamerayı üretti. Elbette her yeni teknolojik ürün gibi bu da oldukça pahalıydı.
1981 – TTL otomatik odaklama sistemine sahip ilk SLR Pentax tarafından üretildi (Pentax ME-F). Buradan da görülebildiği gibi teknolojik gelişmeler eskiden de bazı firmaların tekelinde değildi. Piyasada hala yenilikler sunabilen Pentax, Olympus ve Minolta gibi iddialı ve yenilikçi firmalar vardı. Minolta artık Sony olmuş olsa da (fotoğraf makinesi bölümü), Pentax ve Olympus dijital dünyada da yenilikçi tavırlarını sürdürmeye devam ediyorlar.
1981 – Mihenk taşı olan model: Sony Mavica. Mavica (Magnetic Video Camera) aslında bir dijital fotoğraf makinası değildi ama çalışma mantığı olarak günümüz DSLR’larının atası olarak kabul edebilirz çünkü CCD aracılığı ile yakaladığı görüntüyü 2″ lik floppy disketlere yazmaktaydı. SLR mantığı ile çalışan Mavica’nın içerdiği CCD 10mm x 12mm boyutlarındaydı ve 570 x 490 piksellik çözünürlüğe sahipti. Sony bu modelden sonra da diskete yazan fotoğraf makineleri için Mavica ismini kullanmaya devam etti. Günümüzde Alpha serisi ile DSLR pazarında da önemli bir oyuncu konumundalar.

1985 – Minolta Maxxum 7000 ile gövdede gömülü AF sistemine sahip ilk SLR fotoğraf makinasını üretti. Gövdede olması önemli çünkü şuan nasıl Canon ve Nikon titreşim engelleme sistemini gövde yerine lenste sunuyorsa, eskiden de otomatik odaklama sistemleri gövde yerine lenste bulunuyordu. Bu kaba görünmesi bir yana ağırlık ve boyutları da arttırıyordu. İlginçtir ki titireşim engelleme sistemini ilk kullanan Canon olsa da gövdeye sokan gene Minolta oldu :) Kim bilir belki de ileride herkes bu sistemi gövdede kullanmaya başlar biz de daha ekonomik ürünler alabiliriz ;)
1986 – Canon tarafından Sony Mavica mantığı ile çalışan yani görüntüyü manyetik ortamda saklayan RC-701 modeli piyasaya sürüldü.Bu kameralara ‘Still Video Camera (SVC)’ denmekteydi yani düz çeviri ile ‘Hareketsiz Video Kamerası’. 6.6 x 8.8mm boyutlarındaki CCD 0.2MP çözünürlüğe sahipti. Nikon, Olympus ve Minolta da SVC prototipleri ürettiyse hiçbiri seri üretime geçmedi. Görüntü olarak günümüz DSLR modellerine oldukça benzeyen bu modeller DSLR’lerin çok kısa bir süre sonra gelmesi ile kendilerine çok geniş bir kullanım alanı bulamadılar.

1986 – Kodak 1.4MP’lik CCD’yi geliştirerek 1MP barajını geçen ilk üretici oldu. Kodak günümüzde de bu öncülüğünü sürdürmektedir ve özellikle orta format makine ve arkalıklarda yüksek MP sunan modelleri kullanılmaktadır.
1987 – 0.6MP’lik CCD barındırıan SVC, Canon RC-760 piyasaya sürüldü ve USA Today tarafından ana sayfada RC-701 ile çekilmiş renkli bir fotoğraf basıldı. Fotoğrafları daha hızlı merkeze gönderebilmek hız gerektiren durumlarda film yerine SVC ile çekilmiş fotoğrafların kullanılabilmesini sağladı ama hala gazetenin ihtiyaç duyacağı kaliteye sahip değillerdi. Dijital fotoğrafçılığın avantajı olan hızlı sonuca ulaşmak bu sayede basın tarafından da keşfedilmiş ve kullanılmaya başlanmış oldu.
1987 – Minolta Maxxum 7000 ve 9000 SLR’ları için SVC arkalıklar üretti. Dijital arkalık diyemesek de elektronik arkalık diyebiliriz. Bu arkalıklarda 2/3″ 640 x 480 piksellik CCD kullanılmıştı.
1988 – Nikon QV-1000C, siyah beyaz çekim yapan 2/3″, 380K’lık CCD’ye sahipti ve ISO 400, 800, 1600 seçenekleri vardı. Seti toplamda 20,300USD eden kameradan sadece 100 kadar satılabilmişti ama o zamana kadar piyasaya çıkan SVC’ler içinde en kalteli görüntü üreten modeldi.

1990 – Dijital fotoğrafçılık için bir başka dönüm noktası: dijital fotoğrafçılık deyince akla ilk gelen yazılım olan Adobe Photoshop’un 1.0 sürümü yayınlandı.
1991 – Ve ilk DSLR, Kodak Still Video Camera, tanıtıldı! 1991 yılında satılmaya başlanan Kodak DSC-100, 1024 x 1280 piksel çözünürlüklü 1.3MP CCD’ye sahip dijital bir arkalıktı ve gövde olarak da Nikon F3′ü kulanıyordu. 200MB harici belleğe sahip DSC birimine bağlı olarak çalışan DSC-100, 2.5fps’de 6 kare sıralı çekim yapabilmekteydi. Kodak uzunca bir süre bu alanda tek olarak, Nikon ve Canon’un filmli gövdelerini kullanarak çalışmaya devam etti.

1992 - Leaf tarafından ilk dijital arkalık üretildi. Leaf DCB 1, 2048 x 2048 piksellik (4.2MP) CCD’ye sahipti.ve her bir kare için kırmızı, yeşil ve mavi olmak üzere 3 farklı çekim yapıp (24 saniye sürmekteydi) bunları yazılımla birleştiriyordu. Bu arkalıkla çekilen fotoğraflar o kadar iyiydi ki çok büyük boyutlarda sorunsuz basılabiliyordu.
1992 – Kodak, DSC200 modeliyle gerçek anlamda taşınabilir bir DSLR çıkarmış oldu çünkü DSU kaldırılıp gövdeye 80MB’lık depolama ünitesi eklenmişti. ISO50,100,200 ve 400′de renkli çekim imkanı sunan DSC-200′de 1.5MP’lik algılayıcı bulunuyordu.
1995 – Canon / Kodak EOS DSC 1, 18.4mm x 27.6 mm boyutlarında 6MP’lik CCD’ye sahipti ve 340MB’lık dahili belleğinde 53 fotoğraf saklayabiliyordu. Daha önce Nikon’un filmli gövdeleri ile üretilen ürün bu sefer Canon gövdesi ile yapılmıştı ve bu sayede mevcut Canon EF lensleri olanlar da dijital fotoğrafçılığa adım atabileceklerdi.
1995 - Canon, bünyesinde titreşim engellmeye sahip ilk fotoğraf makinesı lensini, Canon EF 75-300mm f:4-5.6 II IS, üretti. Hala da kimi lenslerini IS sistemi ekleyerek güncellemeye devam etmekteler.

1995 – Casio, bünyesinde hem optik bakaç hem de LCD bulunduran ilk kompakt makineyi, Casio QV-10, üretti. 1/5″ CDD, 480 x 280 piksellik çözünürlüğe sahipti. Günümüzde ise tercih edilen yöntem sadece LCD kullanmak olmuştur. Optik bakaç kullanan kompakt sayısı oldukça azdır.
1995 – Ricoh, fotoğrafın yanında video da çekebilen ilk dijital kamerayı, Ricoh RDC-1, üretti. 2.5″lik çıkarılabilir LCD’ye sahip makinada 768 x 480 piksellik CCD kullanılmıştı. Belki o zamanda kimileri ısrarla fotoğraf makinesi fotoğraf çekmek içindir videoya neden bulaşıyor ki demiştir, kim bilir :)
1995 – Toshiba taşınabilir kart formatı SmartMedia’yı tanıttı ve bu adım CF, Micro Drive, SD, Micro SD, MS, XD gibi pek çok kart formatının doğmasına öncülük etti.
1996 – Normal kullanıcılar için üretilmiş XGA çözünürlüğüne (1024x 768 piksel) sahip ilk dijital kamera Olympus tarafından üretildi.
1997 – Philippe Kahn tarafından ilk cep telefonu kamerası yapıldı ve Sharp ortaklığıyla J-Phone J-SH04 olarak üretilerek 1999′da Japonya’da satılmaya başlandı. Günümüzde kullanıcı tercihlerini dikkate aldığımızda bunun çok önemli bir adım olduğunu kabul etmeliyiz. Çoğu kullanıcı sadece cep telefonlarını kullanarak fotoğraf çekmektedir ve cep telefonları bu konuda giderek daha da yetenekli hale gelmekteler.

1997 – Olympus tarafından SLR olmayan ilk TLL optik bakaçlı kameralar, Olympus Camedia C-1000L ve C-1400L, tanıtıldı. Olympus’un Micro Four Thirds kameralarının arkasında yatan modellerden birinin de bu olduğunu görebilirsiniz. Her ne kadar EP-1 optik bakaca sahip olmasa da EP-2 modelinde bu özellik bulunacaktır.
1997 – Sound Vision SVmini: CMOS algılayıcı kullanan ilk dijital fotoğraf kamerası. O zaman bu çok önemli bir gelişme değil gibi görülmüş olabilir ama günümüzde CMOS’un piyasadaki ağırlığını göz önünde alırsak bu önemli bir adımdır.
1998 – Canon kendi adını taşıyan ilk DSLR’larını EOS-1n gövdesinde kullanıma sundu: Canon EOS D2000 (1728 x 1152 piksel CCD, ISO200-1600) ve Canon EOS D6000 (3040 x 2008 piksel CCD, ISO80-200). Böylece Kodak’ın DCS sisteminden ilk kopma gerçekleşmiş oldu ki Nikon da pek fazla gecikmedi.
1998 – Sony ilk Super Zoom sınıfı dijital kamerayı 700USD’dan piyasaya sürdü. 1/3″, 1024 x 768 piksellik CCDli Sony MVC-FD91, 14X (37-518mm) titireşim önleme mekanizmalı lense sahipti ve fotoğraflarını diskete yazıyordu. MVC hala kullanılan Mavica isminin kısaltmasıydı ve süper-zoom kavramını bize tanıtmış oldu. Günümüzde DSLR gövdeler için 18-270 yani neredeyse 16x zoom sunan lensler olduğu gibi süper-zoom kompakt gövdelerde bu 23x’e kadar dayanmıştır.

1999 – Nikon kendi üretimi ilk DSLR’yi Nikon D1 modeli olarak tanıttı. 1.5x odak çarpanlı D1, 2.74MP’lik CCD algılayıcı sahipti ve kullanıcılarına ISO 200, 400, 800, 1600 olanağı sunuyordu. Canon’un da Nikon’un da ürünlerinin başına D eklemeleri o zaman farkedememiş olsalarda model isimlerinin birbirine karıştırılmasına yol almış oldu. Canon daha sonra D’yi model isimlerinin sonuna eklemeye başlasa da Canon’un 50D’sine D50, Nikon’un D50’sine 50D denilmesi çok sık karşılaştığımız bir durumdur.
2000 – Canon D30 modeli ile ilk tamamen DSLR olarak tasarlanmış ürününü sundu, bu aynı zamanda CMOS algılayıcı kullanan ilk DSLR modeliydi. 3MP’lik CMOS sensörü 1.6x odak çarpanına sahipti. D30 ve D60′dan sonra dijitali simgleyen D harfi de model isminin başına değil sonuna taşındı. Nikon pro bir gövde ile açılışı yaparken Canon dah uygun fiyatlı bir modelle ilk denemesini gerçekleştirmiş oldu.
2001 – Canon EOS 1D modeli ile ilk 1.3x odak çarpanına sahip CCD algılayıcılı profesyonel ürünü piyasaya sürdü. 4.15MP’lik algılayıcı 35mm formatındaki gövdeler içinde o ana kadar ki en büyük algılayıcıydı ve 1D, 8fps çekim hızıyla en hızlı seri çekim yapabilen DSLR modeliydi.
2002 – Contax, N Digital modeli ile ilk ‘Full Frame (FF)’ yani 35mm’lik filmle aynı boyuttaki optik algılayıcıya sahip DSLR’ı kullanıma sundu. N Digital, 6MP’lik Philips üretimi CCD kullanıyordu. Contax bugün pek bilinmese de filmli dönemin en kalitelki markalarından birisi idi ve lens olarak Carl Zeiss üretimi lensleri kullanmaktaydı. Filmli dönemin en kaliteli Carl Zeiss lensleri de Contax/Yashica olarak üretilenlerdi.

2002 – Canon, EOS 1Ds modeli ile ilk FF CMOS algılayıcıya (11.9MP) sahip DSLR’ı kullanıma sundu. Bu gövde hala çok iyi fotoğraflar çekebilmektedir yani görüntü kalitesi olarak yeni model gövdelerden aşağı kalır bir yanı yoktur, yalıtımlı gövdesi ve oldukça büyük optik bakacı da cabası.
2002 – Nikon F kafaya sahip ilk FF CMOS algılayıcıya (13.7MP) sahip DSLR Kodak tarafından üretildi: DSC Pro 14n.
2002 – Gövdede toz önleme sistemi olan SWF (Super Wave Filter) ilk defa Olympus tarafından E-1 pro gövdesinde kullanıldı. Duyurulduğunda rakipleri tarafından çok da gerekli değil şekilde yorumlanan özellik günümüzde tüm üreticiler tarafından kullanılmaktadır ama Olympus’un sistemi hala en etkili sistemdir.

2004 – Konica Minolta, Maxxum 7D modeli ile gövdede titireşim engelleme sistemine sahip ilk DSLR modelini tanıtırak Canon ve Nikon’dan farklı bir yöne gitmiş oldu. Daha sonra Olympus ve Pentax da bu yöntemi tercih eden firmalardan oldu. Günümüzde Sony, Olympus ve Pentax gövdede titreşim engelleme sunarken, Canon ve Nikon lenste titreşim engelleme sunmaya devam etmekte.


Kaynak : http://www.universitehaber.com/article.php?article_id=12036#ixzz1af8cREWB


Dünyanın ilk dijital fotoğraf makinesi!

Tarihin ilk fotoğraf makinesi Fransız fizikçi Joseph Niepce tarafından kara kutu kullanılarak bir kalay-kurşun alaşımı levha üzerine kopyalanması ile icat edildi. Bu icadın tarihi ise 1826 yılına rastlamaktaydı.
Fotoğraf makinesinin atası ise Camera Obscura (karanlık oda) kabul edilir. Ortaçağ ressamlarının gerçeğe çok yakın resim yapabilmeleri için çizimde yardımcı olarak kullandıkları bir “kutu”dur.

1839′da daha sonraları Niepce’nin eski ortağı Louis Jacques Daguerre, tesadüfen bozuk görüntülü bir plakayı temizlemek üzere kimyasallar kullanması sonucu görüntünün netleştiğini gördü. Sonraları bu kimyasalın civa olduğu tespit edildi ve fotoğraflarını çektiren kişilerin kıpırdamaması şartıyla net sayılabilecek fotoğrafların çekilebildiği görüldü. Fotoğrafçılık görüldüğü gibi keşfedildiği 19. yüzyılın içinde hem ticari, hem sosyal hem de sanatsal alanda büyük gelişmeler yaşadı.
ilk makineler
en eski tekniklerden biri de igne deligi fotograf makinesidir. adindan da anlasilacagi gibi bir kutunun on kismina acilan bir igne deliginden giren isigin ekisi ile fotograf ceker. cekimi cokuzun surer. roll film ile kullanilan makineler de ayri bir cesittir. roll filmin boyu standarttir(6cm) eni ise 4.5cm, 6cm ya da 7cm olabilir.
Kullandıkları filmin büyüklüğüne göre:

110 (yok oldu)
APS (yok oldu...oldu, di mi?)
35mm (gitti gider)
Orta format (4 x 6, 6 x 6, vs..)
Büyük Format (yaklaşık A4 boyutu)

Mekanizmalarına göre:

Bas-çek (compact)
SLR (Single Lens Reflex)
TLR (Twin Lens Reflex - yoktur herhalde artık)
Range Finder (Leica isteyen?)

tarihsel açıdan:

Klasik/filmli
Paloroid (ay hiç güleceğim yoktu)
Dijital

Özel amaçlı:

panoromik
stereo






1975 yılında Kodachorme ilk dijital fotoğraf makinesini üretirken, ürettiği cihazın torunlarının cebe gireceğini hiç düşünmüş müydü acaba?



Dünya'nın ilk dijital fotoğraf makinesini yapan firma Kodak idi, Kodak araştırmacılarından Steve Sasson tarafından yapılan ilk dijital fotoğraf makinesi, sadece 0.1 megapiksel çözünürlüğe sahipti. Cihaz CCD sensörü ile bir kaset üzerine 23 saniyelik hummalı bir çalışma ile siyah-beyaz fotoğraflar çekiyordu.
Season'un sözleri ile "portatif" olan bu fotoğraf makinesi, 16 nikel kadmiyum pil ile çalışıyor, sayısı belirsiz dijital devre ile bezeniyordu. Şimdiki portatif fotoğraf makinelerinin dedesi olan bu teknoloji harikasının genel devre yapısı, günümüzün modern fotoğraf makinelerinin tamamında -tabii ki de geliştirilmiş- olarak kullanılmakta.
Fotoğraf makinesinin çektiği fotoğrafları gösterebilmek amacıyla da, kasetleri okuyup görüntüyü bir televizyona aktaran bir de yarı-taşınabilir bir bilgisayara ihtiyaç duyuluyordu.
Kodak, 2001 yılına kadar üretilen ilk dijital fotoğraf makinesinin kendisi tarafından üretildiği konusunda herhangi bir şey yapmadı. Bunun arkasında Steve Sasson'un teknolojiyi kendi üzerine patentlemek için uğraşması olarak düşünebiliriz.
İşte bu ihtiyara saygı ile bakın. Geçen akşam gördüğünüz o komik olayı cebinizdeki telefonunuzdan kayıt edip ölümsüz hale getirdiyseniz, bu ihtiyar fotoğraf makinesi, ve fotoğrafı çekilirken gülümsemeyi yanlış anlayıp otuz iki dişini gösteren Steve abimiz sayesindedir.
Fotoğraf makineleri


Fotoğraf makinelerinin yapısı Sümerlerden beri bilinen bir ana ilkeye dayanır: karartılmış bir odanın duvarına küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Bu bilgiden yararlanılarak on yedinci yüzyılda taşınabilir ilk fotoğraf makinesi (camera obscura) yapıldı. Camera obscura da (karanlık oda) günümüzdeki gibi fotoğraf çekmekten ziyade, resmi yapılmak istenen bir objenin görüntüsünü bir yere düşürme işleminde kullanılmaktaydı. Bu makinede görüntü, makinenin arkasındaki buzlu cama düşmekte ve cam üzerine konan sarı saydam bir kağıt üzerine de çizim yapılmakta idi.

Burada amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıt üzerine çizmektir. Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelere paralel olarak, fotoğraf makinesinde de değişiklikler meydana geldi. Makine önündeki deliğe mercek kondu ve görüntü bir ayna ile yansıtılarak buzlu cam yukarı kaldırıldı. Görüntünün kendisini dondurmak amacıyla makineye bir karanlık oda eklendi ve buraya film takıldı. Deliğe takılan mercek sayası ve yapısı değiştirilerek yakın ve uzak plandaki tüm görüntülerin yetersiz ışık koşullarında da net olarak film üzerine düşmeleri sağlandı. Fotoğraf makinelerinin gelişmesi, bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak sürekli değişmektedir. Günümüzde film yerine özel fotoğraf kağıtlarının kullanıldığı makinelerden yine film yerine bilgisayar disketi kullanılan makinelere kadar çok değişik amaç ve işleve göre makine türleri vardır. Hangi tip yada tür de olursa olsun, bütün makinelerin çalışma prensipleri aynıdır: dışarıdaki ışık ve gölgeden oluşan bir görüntünün kağıt, film yada disket üzerine kaydedilmesidir. 


Geçtiğimiz on yılda hızla geliştirilen dijital kameralar, pahalı, düşük kaliteli, az fonksiyonlu teknolojik oyuncaklar olmaktan çıkıp, kullanışlı, bütçelere uygun, çok fonksiyonlu aletlere dönüşerek, klasik filmli fotoğraf makinelerinin yerini almaya başladı.

Kimyasal fotoğrafçılıktan silikon-tabanlı fotoğrafçılığa bu önlenemez geçişin birçok sebebi var: Herhangi bir işleme ya da film ücretinin olmaması, çekilen fotoğrafların anında görülebilmesi ve amaca yönelik işlemlerin kısa zamanda yapılabilmesi, kolay ve çabuk düzenleme imkanı ve giderek maliyetleri düşen yazıcılardan yüksek kalitede fotoğraf basımının mümkün olması avantajlarından bazıları.
Bugünün dijital kameraları, ucuz, düşük megapixel'i kısıtlı özellikli makinelerden, video çekimi yapabilenlere kadar pek çok model çeşitliliğine sahip. Bunun sonucunda da insanlar hangi model kamerayı seçeceklerine karar vermekte oldukça güçlük çekiyor.
Piyasadaki yüzlerce kameradan sizin ihtiyaçlarınızı karşılayabilen en uygun modeli bulmanın ilk adımı ne çeşit bir fotoğrafçı olduğunuzu bilmenizden geçer. Kullanıcıları üç başlıkta toplayabiliriz;
Amatör Kullanıcı: Amatör kullanıcıya yönelik yapılan kameralar, makineyi çekim yapmak istenilen objenin üzerine çevirip, deklanşöre basarak kaliteli fotoğraflar çekmelerini sağlayacak kadar basittir. Yani bu tür makineler hemen her ayarı kendileri otomatik olarak yaparlar. Bu sınıf makinelerin bir çoğunda ek özellikler de bulunmaktadır. Bu özelliklerin öğrenilmesi ile daha da kaliteli fotoğraflar çekilebilecektir.

Yarı Profesyonel tüketici: Profesyonel ve amatör kullanıcılara yönelik üretilen makinelerdir. Bu tür fotoğraf makineleri otomatik/manuel kontrol, yüksek performans ve yüksek fotoğraf kalitesi sağlar, bazılarının değiş-tokuş lensleri yoktur. Bu sınıf, profesyonel kameralara nazaran daha ucuz oldukları için hayatlarını fotoğrafçılıkla kazanamayan ancak fotoğraflar leri üzerinde profesyonel kontrol sahibi olmak isteyen kullanıcılar için uygun gözüküyor.

Profesyonel Kullanıcı: Bu sınıfa giren kullanıcılar, amatör makinelerden mutlu olamayacaklardır. Onlar için SLR (Single Lens Rexlef) makine eşdeğeri dijital makinelere (D-SLR) yönelecektir. Profesyonel dijital kameraların değiş-tokuş yapılabilen lensleri, birçok manuel kontrolleri ve amatör kameralara karşı performans olarak belirgin üstünlükleri vardır. Ancak unutulmaması gereken en önemli faktör, profesyonel kameralar fazla sayıdaki aksesuarları sebebiyle ekstra mali külfetleri de beraberlerinde getireceklerdir.
Bütçeniz...
Dijital fotoğraf makineleri, tercih edeceğiniz marka ve modele göre, 100 dolar ile 8000 dolar arasında değişen fiyatlarla satışa sunulmuştur. Kullanıma amacına göre yan ürünlerde almak zorunluluğu göz önünde tutulursa kullanıcının hangi sınıfa girdiğini iyi tespit etmesi gerekliliği bir gerçektir. Bu seçimi yapmadan önce Dijital makinelerin parçalarını tanımakta fayda olduğu da bir gerçektir.
İşte size dijital kameraların temel özellikleri:
İmaj sensörü: Dijital fotoğraf makinelerinde, kimyasal fotoğraf makinelerindeki film karşılığına gelen parçadır.
Çözünürlük:Bir imaj sensörü'nün çözünürlüğü kaç tane piksele sahip olduğunu gösterir. Bu sayı ne kadar çok olursa resminizi kalite kaybı olmadan o kadar çok büyütebilirsiniz. Gene anlamda büyük çözünürlük kaliteli fotoğraf anlamına gelecektir.
Piksel: Tüm dijital görüntüleri oluşturan noktalara "piksel" denir. Dijital görüntüler, yatay ve dikey biçimde yan yana sıralanmış piksellerden oluşur. Makinedeki duyarkat içindeki piksel sayısı arttıkça, elinize daha net ve daha keskin hatlı bir fotoğraf geçecek demektir. Piksel sayısının düşük olması daha kötü fotoğraflar çekeceğimiz anlamına gelmesin. Sadece piksel sayısı arttıkça baskı kalitesi de yükselmektedir
CCD: Dijital fotoğraf makinelerinde görüntüyü yakalayan parça olarak kullanılan en yaygın imaj sensörüdür. Bunlar genellikle CMOS'lerden daha kaliteli imajlar üretseler de daha fazla batarya gücüne ihtiyaç duyarlar.
CMOS:Fotoğraf yakalama işini CCD yerine CMOS ile de yapan makineler vardır. Genellikle CMOS kullanan makineler daha küçük olurlar. CMOS çiplerinin üretimi ucuz olduğu için genellikle ucuz ve özelliksiz makinelerde bulunurlar. Canon gibi birkaç profesyonel kamera üreticisi kendi özel üretim CMOS'larını profesyonel makinelerinde kullanır.
Işık duyarlılığı:Film kullanana makineler gibi dijital makineler de ortam ışığa göre tepki verecektir. Piyasada filmler ASA (ISO) değerlerine göre sınıflandırılır. Asa değeri düşük (50-100) olan film daha güçlü ışığa ihtiyaç duyacaktır, ama yapılan çekim çok kaliteli olacaktır. Bununla beraber yüksek ASA (200-1600) değerli film daha düşük ışıkta çekim yapabilir ama fotoğraf kalitesi de düşüktür. Bunun için dijital fotoğraf makinelerine takılan duyar katlar da ışığa duyarlıdır. Genellikle dijital fotoğraf makineleri 200-1600 asa ayarında çekim yapabilirler.


Lensler...

Fotoğraf makinelerinin gözü anlamına gelen parçası lens/objektiftir. Kalitesi ışık geçirgenliği ile belirlenir. Bu kalite kısaca diyafram tamamen açık olduğunda lensin izin verdiği ışık miktarıdır ve "f" harfi ile adlandırılır. Genel anlamda bir çok makine üreticisi ürettiği makinelerde f2 veya f2.8 değerinde lensler kullanmaktadır. Bu lensler ile hemen her ışıkta ortamında fotoğraf çekmek mümkündür. Lenslerde ki "f" değeri rakamsal olarak küçüldükçe alan derinliği azalır.
Zum Lensler:Zum, odak uzaklığının değiştirilmesi ile çekim yapılacak objeye yaklaşmak yada uzaklaşmak anlamına gelir. Hemen her amatör dijital fotoğraf makinesinde değişik değerlerde zum lensler mevcuttur. Bir çok üretici zum lenslerin yanında makinelerine Dijital zum özelliği de koymaktadır. Bu özellik, çekim esnasında fotoğrafın bir takım programlar ile çözünürlüğünün değiştirilmesi anlamına gelir. Dijital fotoğraf makinelerinde kaliteyi belirleyici özelliklerden biri, optik zum'dur. Makine üstünde ki dijital zum fotoğraf kalitesini düşmesine etki yapacaktır.
Makro:Bu tür lensler küçük objeleri yakından fotoğraflarının çekmesine yara. Çoğu dijital kamera üreticisi makinelerine makro lens koymamaktadır. Makro lens fotoğraf makinesinin fiyatının artması anlamına gelir.
Flaşlar
Düşük ışıklı ortamlarda kaliteli fotoğraf çekimi için gerekli ışığı sağlamak için kullanılır. Hemen her amatör dijital makinede vardır.


Güç kaynakları...

Cinsi ne olursa olsun bir fotoğraf makinesiyle en çok karşılaşılan sorun çekime gitmeden kısa bir süre önce pil bitmesidir. Klasik fotoğraf makinelerinden pek çoğu bataryayı sadece ışık ölçümü için kullanırken yeni makinelerin hayatı makinede kullanılan pillere bağlıdır. Özellikle dijital makinelerde çekilen fotoğrafın izlendiği lcd monitör pil canavarıdır. Bataryaları 2 saat civarı dayanabilen kameralar çok iyi kabul edilirler. Kalitesiz pil kullanımında dijital fotoğraf makineleri birkaç dakika içinde bataryalardaki gücü emip bitirebilirler. Bu da sürekli batarya değiştirme gibi bir maliyetini doğurur. Bu sorunu ortadan kaldırmak için ya bataryası şarj edilebilen fotoğraf makineleri seçin yada şarj edilebilir bataryalar alın.
Batarya çeşitleri;
Alkalin: Şarj edilemezler. Tercih edilecek pil markasına göre verimi değişir.
NiCD (Nikel Kadmiyum): Şarj edilebilirler, ancak çok verimli değillerdir.
NiMH (Nikel Metal Hidrit):Şarj edilebilirler ve verimlidirler. Bir çok fotoğraf makinesi üretici, NiMh ve NiCd batarya kullanımı ile ilgili çekince sunar. Her şarj cihazı NiMh pilleri şarj edemez. Bu yüzden pilleri ve şarj cihazını ayrı zamanlarda alacaksanız, geniş bir pil yelpazesi için NiMh kullanabilen modelleri tercih edin.
Li-ion:Şarj edilebilirler, çok uzun süre dayanırlar ve çok verimlidirler. Genellikle sadece kendi şarj cihazları ile kullanılırlar. Özellikle Yarı amatör makinelerin pek çoğu bu tür pil ile satışa sunulmuştur. Tercihen aldığınız makine için bir de yedek batarya bulundurmaya çalışın.
Dijital fotoğraf makinesi alırken batarya durumunu seçme şansınız pek olmazsa, makinenizin kullandığı pil cinsinden en az iki takım pil almanız uygun olur. AA yada AAA cinsi pil kullanan makineler de bir çok pil kullanmak genellikle hangisi dolu hangisi boş karmaşasını doğuracağı için makinenizin kullandığı pil sayısına göre kendinize göre geliştirebileceğiniz kod sistemi hayatınızı kolaylaştıracaktır.


Fotoğraf makinesi alırken dikkat edilecekler:

1. Mali profilinize uyan ve tüm isteklerinizi karşılayabilecek dijital fotoğraf makinesini tercih edin. Genellikle 3/4-megapikselli modeller en iyi fiyat/performans oranını verirler ve kullanıcıların yüzde 85'i de bunları alır.


2. Dijital fotoğraf kameranın tüm özelliklerinin kolay kullanılabilecek, gerektiğinde kolaylıkla değiştirilebilecek/yenilenebilecek modeller olmasına dikkat edin. Sadece sizin kameranız için üretilmiş bir hafıza kartı ile fotoğraf depolamaktan öteye gidemezsizin, bununla beraber bu tür ürünler az sayıda üretildiği için fiyatları da yüksek olurlar. 

3. Ödeyeceğiniz miktarı hesaplarken kullanacağınız tüm malzemeleri hesaplamayı unutmayın. Genellikle dijital fotoğraf makinelerinin içinden çıkan hafıza kartları az sayıda fotoğraf çekmenize sebep olur. İlk etapta daha büyük bir hafıza kartı tercih edileceği için bu işi fotoğraf makinenizi alırken göz önünde bulundurun.

4. Şu an piyasada bulunan dijital fotoğraf makinelerinin hemen hepsi fotoğrafları bilgisayara aktarımı için USB girişini kullanan aparatlar ile satılmaktadır. Bu işlem, fotoğraf transfer işini kolaylaştıracaktır, ama her hangi bir fotoğraf kayıp durumunda pek de işe yaramayacaktır. Bu yüzden kullandığınız hafıza kartına bağlı olarak bir harici hafıza kartı okuyucusu edinmekte fayda olduğunu da unutmayın.

5. Dijital fotoğraf makinesinde dijital zumdan pek randıman alamayacağınızı unutmayın. Mümkün ise dijital zum yerine optik zumlu makineleri tercih edin. Dijital zum denilen şeyin bir yazılım olduğunu unutmayın. 

6. Yaşadığınız ülke ve Şehirden dijital fotoğraf makinesi almaya özen gösterin. Distribütörler, ülkemizde her hangi bir şey satabilmek için mutlaka teknik servis hizmeti vermek zorundadırlar. Eğer mümkünse bu teknik servis hizmetinin bir çalışma masası üstünde verilmediğine emin olun. 

7. Fotoğraf makinesi almadan önce mutlaka birden fazla kaynaktan araştırma yapın. Bulduğunuz fiyatlar içinde an düşük ve en yüksek sizin için bir referans olamaz. Bu yüzden bu iki fiyat dışındaki fiyatları göz önüne alın. 

8. Eğer mümkün ise tercih ettiğiniz marka ve modeli kullanan birileri ile mutlaka konuşun, makine ile bir iki kare fotoğraf çekin. 

9. Yurt dışından getirtebileceğiniz fotoğraf makineleri piyasada bulunanlardan daha ucuza gelmesine rağmen, her hangi bir arıza durumunda sadece yurt dışında onarılabilmektedir. Bu durumda sıklıkla yurt dışına çıkan arkadaşlarınız yoksa bu sevdadan vaz geçin



canon

İlk yılları
1930′lu yıllarda 35mm fotoğraf makineleri denince akla gelen iki marka vardı: Leica ve Contax. 1932 yılında tanıtılan Leica Model II ve 1933 yılında tanıtılan Contax Model I üst düzey kalitede ürünlerdi ve Almanya’nın gururu olarak gösteriliyorlardı. Yalnız bu makinelerin bir kusuru vardı: Leica markalı ürünlerinin bugün de hala sahip olduğu yüksek fiyatları. O dönemde Japonya’da en çok kazanan kişilerin maaşı bile bir Leica almaya yetmiyordu. Hatta altı aylık bir çalışma gerekiyordu yani erişilemez derecede pahalıydılar. İşte bu koşullarda bir Japon, herkesin alabileceği bir 35mm fotoğraf makinesi yapmayı aklına koydu. Bu kişi Goro Yoshida idi.
Yoshida, Leica’nın fotoğraf makinelerini söküp incelemekle işe başladı. Yani tersine mühendisliği uyguladı. İçinde çok daha özellikli bileşenler bulacağını düşünen Yoshida, pirinç, demir, alüminyum ve lastikten başka birşey bulamayınca çok daha uygun fiyatla Japonya’da fotoğraf makinesi üretebileceğini düşünerek, bacanağı ve onun eski bir çalışanı ile birlikte 1933 yılında Precision Optical Instruments Laboratory firmasını kurdu. Laboratuvar çok da büyük bir yer değildi.